İzcilik
  Gönüllüler
   Yönetim
   İletişim
   Üyelerden Haberler
   Medya' da Gönüllüler
   Alışveriş
   Yardım Sandığı
   Bize Ulaşın
   Dokümanlar
İZCİLİĞİMİZİ DÜŞÜNMEK

Kötü bir  “düş” sanki… 

İzcilik uçurumun kenarında, “düşmek” üzere… 

Biraz  “düşünmek”  gerek… 

     22 Şubat 2008 / Dünya Düşünce Günü


Tanrıya ve vatana, başkalarına ve kendimize karşı görevlerimiz ilkelerimiz ise bu görevlerimizi yerine getirebilmek için “hiç olmazsa” düşünmeliyiz…  

Düşünürken geniş açılarla bakabilmeli, daha sonra bu açıları daraltabilmeliyiz. Ruhani değerlerin ışığında “her gün bir iyilik” yapmanın yollarını aramalıyız. Ülkemizin sorunlarını değerlendirirken, önce “tutumlu” olmayı başarabilmeliyiz. Dostlarımızın kötü günlerimizde yanımızda olmalarını isterken, iyi günlerimizde de yanımızda olmalarına olanak vermeliyiz. Bireysel hedeflerimizi kovalarken, doğanın güzelliklerinden kopmamalıyız. İçinde bulunduğumuz statünün gereklerini yerine getirirken, üyesi olduğumuz yapıların sıkıntılarını da görmezden gelmemeliyiz. 

Hepimiz izcilik oyununun birer aktörüyüz. Kimimiz etkin, kimimiz suskunken, kimimiz mutlu, kimimiz küskünüz. Ama hepimiz içtiğimiz antla birbirine bağlanmış, farklı yerlerde yaşayan, farklı gelir guruplarından, farklı siyasi ve sosyal düşüncelere sahip kardeşleriz. Rehberimiz ant ve türemiz, çatımız ise izciliktir. 

Derneğimiz, anlayışındaki büyük değişimi 3 yıl önce dernek ismini değiştirerek gerçekleştirmiştir. Öncesinde, yörüngesine girilecek bir gezegen olmadan yaşatılamayacağı iddia edilen dernek, bugünkü kimliğiyle uydu olmayı reddedip, başlı başına bir gezegen olmayı başarmıştır. Bunun en büyük göstergesi, hızla artan üye sayısı ve üyelerin farklılıklarıdır.  

İzcilik tecrübeleri toplamı, üst üste konduğunda bin yıllarla ölçülebilen üyelerimiz, eğitim, birikim ve dolayısı ile deneyim yönünden, izcilik geçmişimizin yakın zamana kadar, gerek en üst kademelerinde gerekse de tabanında çok önemli görevler yürütmüşlerdir. Bu nedenledir ki derneğimiz, hamuru içtiğimiz antla yoğrulmuş bir bütünlük içerisinde, ülkemizin izcilikle ilgili en büyük “düşünce” kuruluşu niteliğini taşımaktadır.  

Derneğimizin orada ya da burada izcilik yapmaya çalışanlarla hiçbir zaman problemi olmamıştır. Halen elinden geldiğince, talep gelen tüm izcilik nüvelerine destek olmaya ve cesaret vermeye devam etmektedir. Derneğimizin asıl mücadelesi, hepimizin üst çatısı olan “izcilik” kavramına ihanet edenlerledir. 
 
Bilindiği gibi ülkemizde izcilik, iki ayrı teşkilat yapısı içinde sürdürülmektedir. 1989 yılında Milli Eğitim ve Gençlik Spor olarak ayrılan izcilik, 1991 yılında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bünyesindeki yapının Federasyon olması ile günümüze değin MEB ve TİF şeklinde sürdürüle gelmiştir. Her iki izcilik teşkilatını da bugünlere taşıyan yöneticilerin büyük bölümü, kişisel ihtirasları ile olaylara bakmışlar, “yoğurdu farklı yiyeceğiz” derken, yoğurdun ekşidiğini görmezden gelmişlerdir.   

MEB, geleneksel kurumsal yapısının gereği teşkilatını kapalı devre yönetmiş, dışa açılmak ya da dışarıdan görünmek konusunda pek fazla istekli olmamıştır. MEB‘in, mensubu olmayanlara, istisnai durumlar dışında, bünyesinde yer vermemek adına geliştirdiği refleks, bazı durumlarda potansiyelini verimli kullanamamasına neden olmuştur. Ancak, son dönemde göreve gelen MEB İzcilik Teşkilatının yöneticileri, dışarıda yeşeren bazı görüşlere sadece kulak kabartmakla kalmayıp, kulak vermeye de başlamışlar ve izcilik sorunlarının konuşulduğu herkese açık ortamlarda görüşlerini yapıcı yöntemlerle paylaşmaya başlamışlardır. Bu durum herkesce, izciliğimizin özlenen potansiyeline ulaşması yönünde çok önemli adımlar olarak değerlendirilmektedir . 

1991 yılında TİF kurulduğunda, niye sevindiğini bilmeden tüm camia, büyük bir coşku yaşamış, on yılların rüyası “özerklik” yolundaki dev adım atılmıştır. Sonradan çok acı bir biçimde anlaşıldığı gibi, karate, yüzme, okçuluk ya da hentbol gibi federasyonların idare ediliş yöntemleri olan spor mevzuatının içine itilen izcilik, özü ile ilk derin ayrışmayı o dönemde yaşamıştır. Felsefesi, ilkeleri ve metotları nedeniyle, bilinen tüm spor branşlarından ayrı olan izcilik, 3289 sayılı GSGM’nin kuruluş kanununun, teşkilatın amaçları bölümünde, kesin bir ifade ile gençlik hizmetleri ve spordan ayrı bir kavram olarak vurgulanmasına karşın, o dönemki özerkçilerin aceleci ve dirençsiz tutumları nedeniyle önlenemez bir hızla “izcilik sporu” dönüşümüne sürüklenmiştir. 

Spor mevzuatı ile yönetilen ancak bu şekilde yönetildiğini tabanından saklamaya çalışan kimi federasyon yönetimleri sayesinde, bir dönem hepimiz gerçekten “özerk” olduğumuzu sandık. Dönemin yöneticileri, elde ettikleri kimi imkanları, işlerine geldiğinde spordan, işlerine geldiğinde izcilikten yana kullanarak hem iç dinamikleri körelttiler, hem de dışarıdan gelen bazı tehlikelere engel olabilecek bir kalkan oluşturamadılar. Bu sayede siyasi ve ekonomik çıkarcıların izciliğin her kademesine sirayet etmesine fırsat tanıdılar. Tüm bunlar yaşanırken kimi yönetimlerde bu dış tesirlerin ortağı olmaktan çekinmediler. Ellerinde fırsat varken sorunların üstüne gitmediler. Yetkililerle samimi bir şekilde sıkıntıları paylaşmadılar. İzciliğin özünü ve dinamiklerini anlatmadılar. Sistem kurulmuştu bir kere, zor olanla uğraşmaya gerek yoktu, kolayı seçtiler.  

Bu dönemde “izcilik turizmi” denen kavram gelişti. Kimi merkezler bu işin kompedanı oldular. İller mahalli kampları ile değil, yurtdışı turları ile marka olmaya başladılar. Ellerde izcilik notları değil, tur rotaları ve fiyatları dolaşmaya başladı. Kimileri abartıp turizm şirketleri kurdular, ortak oldular, kulüplerini bu işlerin merkezi haline getirdiler. İzci olmayanları izci gibi gösterip, ülkemizi yurt dışında temsil ettiler. Halen bu konunun marka şahsiyetleri, bu yaz mevsiminin planlarını yapmaya devam ediyorlar ve maalesef birileri buna göz yumuyor. 

Halen yaşadığımız en büyük sıkıntıda o dönemlerde yeşermeye başladı. İzciliğin içine siyasi akımlar sızıyordu. “Müslüman İzciler Kampı” adı altında bir organizasyonun dördüncüsü ülkemizde gerçekleştirildi. Müslüman olmayanların “gözlemci” olarak davet edildiği bu kamp, uzun süre ülke ve izcilik gündemini meşgul etti. “İzcilikte din, dil ve ırk ayrımı yoktur ve böyle bir kamp izciliğin temel felsefesine aykırıdır” diyenler bir nevi aforoz edilmeye çalışıldı. Böylesi bir çalışmayı, masumane ve iyi niyetli bir çalışma olarak nitelendirenlerde, bir süre sonra yanıldıklarını en acı şekilde algıladılar. Organizasyonu yapanlar bedava hac-umre kontenjanları elde ediyorlar ve bu durumu bile kendi çıkarlarına alet edebiliyorlardı.  

İzcilik adına değerlerin hızla kaybolduğu o dönemler, yeni bir seçimle nefes arası vermişti. Yerini kaybetmek istemeyenler bir kez daha tarihi bir hataya imza attılar. GSGM yetkililerine, çıkar hesapları yapılmadan anlatılabilecek ve gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi sağlanabilecekken, izciliğin temel nüveleri olan ünite ve gurup kavramları seçmen olmaktan çıkarılıyor, izciliğin gerçek emekçileri dışında kalan kulüp yöneticilerinin, Federasyonu seçmelerinin önü açılıyordu. Bu oyunu hazırlayanlar daha sonra kendi kazdıkları kuyuya düştüler ve izciliğimizin bu günkü duruma itilmesinin baş mimarları olarak tarihteki yerlerini aldılar. Seçilenler ise kendi seçimlerinde bile oy kullanamadıkları bir sistemin, daha sonra en büyük savunucusu olarak, tarih önünde hesap verecekleri sırayı beklemeye başladılar. 

İzciliği ekonomik ve siyasi emellerine ince ince alet etmek isteyen malum çevreler, yetki ellerinden kaybolunca ve daha doğrusu sinsi planları bozulunca kısa bir süre bocaladıktan sonra tekrar sahneye çıkmaya çalışıyorlar. Kurdukları şişirme yapıyla, yeni bir teşkilatmış gibi  sistemin altını oymaya devam ediyorlar. Anlayışları “tatil-yaz kampı” düzenlemek olarak özetlenebilecek bu yapının baş aktörleri, yetki ellerindeyken kapısının önünden geçmedikleri ve beğenmedikleri MEB’in bu günlerde neredeyse önünde yatıyorlar ve “müşteri” arayışlarını sürdürüyorlar. Müşteri kaynağına kısa yoldan ulaşabilmek içinde tarikat bağlantılarını devreye sokarak kurslarda görev almaya çalışıyorlar. Umarız, sağ duyulu MEB yöneticileri, böylesi bir anlayışın kurduğu planı görür ve müdahale etmekte geç kalmaz. 

Federasyon yönetimini devralan son anlayış, ünite ve gurup kavramlarının korunmasına ilişkin başlangıçtaki olumlu yaklaşımını, kısa sürede olumsuza çevirmiştir. Kulüp ısrarcılığı nedeniyle tüm Türkiye’de hızla eriyen nitelikli izci sayısını göz ardı etmiş, en büyük sponsorunun belediye seçimlerine yatırım amacıyla yaptığı katkılar ile yüzlerce çocuğa üniforma giydirmiş ve bu çocukları on günlük kamplardan geçirerek, kendi izci kulübüne adeta  kaynak sağlamıştır.  

Derneğimizin kulüpleşme ile ilgili görüşü oldukça açıktır. Bundan öncede kulüplerde izcilik yapılmıştır. Halen birçok kulüp yöneticisi ve üyesi derneğimizin de üyeleridir. Kulüp bünyelerinde izcilik yapılmasında herhangi bir sakınca dile getirilmemiştir. “İzcilik siyaset üstüdür” ana fikriyle ısrarla söylenen; siyasallaşmış dernek ya da kulüp bünyelerindeki izcilik çalışmalarının yaratabileceği tehlikelerin varlığıdır. Ayrıca, yaklaşık yüz yıllık Türk izcilik geçmişimizin tamamında sürdürüle gelen ünite ve gurup kavramlarının statüsünün, tüm yurtdışı örneklerde olduğu gibi kurumsal bir kimliğe kavuşturulması gerektiği düşünülmektedir. Herhangi bir kulüp bünyesine girmek istemeyen çok fazla arkadaşımız bulunmaktadır. Mütevazı ünitesi ile izcilik yapmak isteyenlere ısrarla “bir kulübe gireceksin” şeklindeki baskının nedeni halen anlaşılamamaktadır. Böylesi bir baskıyı yapmaktansa, bu şekilde düşünen bir kişi bile olsa, önünü açmak için gerekli düzenlemelerin yapılması çok zor değildir. 

“Dünya İzcilik Teşkilatları Türkiye’de yalnızca TİF’i tanır” şeklindeki iddialı söyleme rağmen, uluslar arası kriterlere, nitelik ve teşkilat yapısı olarak sahip olamayan anlayış, işlerin iyiye gitmediğinin artık farkındadır. Dünyanın yalnızca kendisini tanıdığı ile övünç duyanlar, ant içmiş herkesin izci olduğunu, çarpık teşkilatlanma modeli nedeniyle kabul etmeyerek, büyük bir utancında sahibi olmuşlardır. Sadece tabela adı “Türkiye” ile başlayan TİF‘in içindeki derin çatlak, kısa zaman önce su yüzüne çıkmış, zaten izcilik kamuoyunun büyük bölümünün uzun zamandır bildiği ve çıplak gözle gördüğü keyfiyet ve vurdumduymazlık, tüm detayları ile en yetkili ağızlardan da dile getirilmiştir. 

Federasyonun çok koldan ve en ince detaylarına kadar incelendiği hepimizce malumdur. Bir dönemin daha sonuna yaklaşıldığı görülmektedir. Ne yazık ki bu güne değin gidenler, izcilikten çok büyük parçalar koparmışlardır. Erozyon yıllardır sürmekte ve hırslarına yenilenlerin zarar verip gitme alışkanlıkları maalesef devam etmektedir. 

Gün “düşünme” günüdür. Gün “hızlı düşünüp, hızlı hareket etme” günüdür. Gün “izciliğimize sahip çıkma” günüdür. Bizleri, sizlerden uzak tutmak için hakkımızda birçok uydurma senaryo ve dedikodu üretildiğinin farkındayız. Her şeye rağmen biz, inandığımız izcilik değerleri doğrultusunda, özgürce ve dürüstçe görüşlerimizi sizlerle zaten paylaşıyor ve paylaşmaya da devam ediyoruz. Görüşlerinizi açıkça dile getirmenize, bizlerle paylaşma isteğinize yönelik uygulanan ve izcice olmayan tüm yöntemleri de biliyoruz. İmzalamanız için zorunlu olarak önünüze konan taahhütnamelerin ve de uymak zorunda bırakıldığınız disiplin talimatlarının, özgür ve kendinden emin izci liderlerinin fikir bildirme haklarının önüne geçemeyeceğine inanmaktayız. Bu nedenle, böylesi özel bir günde tüm gönüllü izci liderlerini, düşünmeye ve düşündüklerini paylaşmaya davet ediyoruz. 

İzciliğimizi uçurumun kenarından almak adına tekrar ediyoruz; 

“Hepimiz izcilik oyununun birer aktörüyüz. Kimimiz etkin, kimimiz suskunken, kimimiz mutlu, kimimiz küskünüz. Ama hepimiz içtiğimiz antla birbirine bağlanmış, farklı yerlerde yaşayan, farklı gelir guruplarından, farklı siyasi ve sosyal düşüncelere sahip kardeşleriz. Rehberimiz ant ve türemiz, çatımız ise izciliktir.” 
 
En derin sevgi ve saygılarımızla,  
 
İzcilik Gönüllüleri Derneği

Yönetim Kurulu

www.izcilikgonulluleri.org